Küçük Prens Modeli Yönetici

Yıl 1996, büyük bir kurumda çalışıyorum. Henüz çalışma hayatımın başlarındayım. Başlarındayım derken dokuz yıl göz açıp kapayıncaya kadar geçmiş; 9-11 Aralık 1996 tarihleri arasında büyük bir otelde İnsan Kaynakları Konferansının 2. gerçekleştirilmekte ve ben de konferansa katılanlar arasındayım.

Harvard Üniversitesi Dekan Yardımcısı Raymond Comeau’nun “Gerçek bir Eğitimci, Öğretmen misiniz?” konulu söyleşisini tüm katılımcılar gibi ben de büyük bir ilgi ile dinliyor, konuşmasının önemli yerlerini not alıyorum.

Hoca yıllar önce okuduğu Küçük Prens kitabının yöneticilere nasıl yol gösterici olabileceğini aktarıyor.

Küçük Prens, gezegeninde tek başına yaşayan bir prenstir. Bir gün gezegeninde bir gül açar. Gül büyür, gelişir ve o kadar güzel bir gül olur ki prens ona nasıl daha iyi bakabileceğinin, nasıl daha iyi faydalı olabileceğinin yollarını arar. Diğer gezegenleri dolaşmaya karar verir ve yola çıkar.

İlk olarak minik bir gezegeni ziyaret eder. Gezegenin kralı çok katıdır. Halkı ona itaat eder ancak arkasından da konuşup dururlar, huzursuzdurlar. Kral burada sert katı otoriter yönetici modelini temsil etmektedir ve bu yönetici ile çalışanlar mutlu değildir. Çünkü sadece korku vardır içlerinde. Küçük Prens buradan ayrılırken hiç hoşnut değildir.

Bir başka gezegene geldiğinde; bu gezegenin başında bulunan kişi onu hayrete düşürür. Çünkü bu kişi hiç durmadan “ben en güzelim, ben her şeyi bilirim, ben …ben…” diyerek ve bunu davranışlarına da yansıtarak dolaşıp durur. Daima kendi egosu beslenmelidir bu kişinin! Hiç kolay olmasa gerek bu modelde birileri ile iş yaşamını paylaşmak…

Evet öykü uzayıp gider, konuşmacımız bütün modelleri tek tek anlatır. Çeşitli modellerle karşılaşır Küçük Prens…

Tüm örneklemelerin sonunda işin aslı; iyi bir yönetici olmanın ekip arkadaşlarınıza güven telkin etmiş olmanız, sabırlı bir öğretmen edası ile yaklaşmanız, öğretmeniz ve paylaşmanızdan geçtiğini vurgular Harvard’lı hoca.

Küçük Prens modelinde bir yönetici olmanın zor olmakla birlikte, büyük bir sinerji ve verimlilik yarattığını söyler. Öyle ki; bu yönetici ekibindeki herkese sabır ve ilgi ile yaklaşmanın önemini bilir, onları dinler, çözüm odaklıdır, onların bireysel farklılıklarına kişilik özelliklerine saygı duyar, onları tanır, sorumluluk bilincini aşılar zaman zaman sert olabilir ama asla kırıcı değildir. Sorumluluğun kalp felsefesinin zırhı olduğunun bilincindedir. Ekibini sever herkese eşit mesafededir. Doğal olarak güzel işler çıkartmanın hazzını ekibi ile beraber yaşar ve kurumuna artı katkılar sağlar.

Aslında hiç düşündünüz mü olumlu yaklaşımlarımızın hayatımızı ne kadar güzelleştirdiğini ve kolaylaştırdığını…

Mutlu günler dileği ile,

Sibel Avcıbaşı