Ya Sonra!

Bir iş yerinden, iş yeri tarafından gelen talep ile ayrılmak.
Bu durum daha çok ekonomik kriz dönemlerinde karşılaşılan bir olgu olduğu halde, ekonominin iyi gittiği zamanlarda dahi yaşanabilecek doğal bir risktir. Özellikle Üst Düzey Yöneticiler, sahip oldukları vasıflar ve gösterdikleri iyi performansa rağmen, piyasanın, iş şartlarının, şirket dinamiklerinin değişmesinden dolayı böyle bir tecrübeye maruz kalabilirler. Halk arasında da hep söylendiği gibi, üst düzeyde zemin kaygandır ve rüzgarlar sert eser. Ancak uzun yıllar kendini işi ile özdeşleştirmiş yöneticinin bir anda bu haberi alması şok edicidir. Merak etmeyin, bu sadece sizin başınıza gelmiyor. İşinizi kaybetme sonucu gelen maddi ve manevi kaybın yol açacağı evrensel ruh hallerini siz de herkes gibi yaşıyor olacaksınız. Doğal olarak…
Ancak burada dikkatli olunması gereken çok hassas noktalar var. Öyle ki geleceğiniz, bu süreç ile nasıl baş ettiğinize bağlı olacak.
Konuya zihnimizin böyle bir durumda bize oynayacağı oyunlar ya da kuracağı tuzaklardan bahsederek başlayalım: Bu durumda karşılaşacağınız ilk tuzaklardan biri “kimlik kaybı”na uğradığınızı “sanmanız” olacaktır. İnsan yıllarca çalıştıktan sonra artık “işi” ile özdeşleşiyor. Statüsünü, kimliğini, varlığını işi ile ifade etmeye başlıyor. Yokluğunda ayrıldığı yerde kocaman bir boşluk olacağına inanıyor. Şirketin onsuz yapamayacağı, işlevinden vazgeçemeyeceği kanısı artık iyice yerleşiyor.
Pek de öyle değil maalesef… İş yaşamında, bireyin sistemin önüne geçtiğine, kendi adıma şahit olmadım. Hayat devam ediyor…
Karşılaşacağınız ikinci tuzak, aileniz gibi sevdiğiniz meslekdaşlarınızdan ayrılıyor olmanın getirdiği hüzündür. Zaman içerisinde çalışma arkadaşlarınızı o kadar benimsersiniz ki, sanki onlar sizin kardeşiniz, ağabeyiniz, amcanız, ablanız gibi yakınınız olmuşlardır. Onlardan ayrılmanın üzüntüsünü yaşarken, birden bire size yeterince destek vermediklerini fark edip, yüz çevirdiklerini düşünebilir ve kızgınlık hisleri yaşayabilirsiniz. Doğrudur: Unutmayın ki, onlar da işten ayrılmanız ile şoka girerler. İşe devam ediyor olmalarından dolayı size karşı duydukları suçluluk bir yana ve belki kendi işlerini kaybetme korkusundan dolayı da, “içgüdüsel olarak” üzüntülü, kaybetmiş birisinden uzak durabilirler.
Kısacası işten ayrıldığınızda aile gibi gördüğünüz insanlar tarafından terkedilmiş hissedebilirsiniz. Bu da bir tuzak. Hayat devam ediyor…
Son bahsedeceğim tuzak ego tuzağı. Olayı kabullenemeyip hatta hazmedemeyip hayata küserek kabuğunuza çekilebilirsiniz. Kendinizi pasif, içe kapanık, hareket edemez bir halde bulabilirsiniz.
İşte bu nokta çok önemli: Özgüveninizi kaybetmek kendinize yapacağınız en büyük haksızlık olur. Herşeye rağmen hayat devam ediyor…
Evet şu ana kadar bahsettiğim üç tuzağı Harvard Business Review’ın internet sitesinden indirdiğim bir makaleden esinlenerek yazdım. Laurence J. Stybel ve Maryanne Peabody tarafından yazılmış olan makalenin adı “The Right Way To Be Fired”. Başlığını “Sizinle El Sıkışıldığında İzleyeceğiniz Doğru Yol” olarak çevirebiliriz.
Gördüğünüz gibi yaşanan duygular evrensel… Önemli olan farkına varmak.
Peki bu durumla düzgün bir şekilde nasıl başa çıkacağız?
Yukarıda bahsettiğim ilk “kimlik kaybı” tuzağına ilişkin olarak, kişisel gelişim dersleri veren çok değerli bir arkadaşımın zamanında bizlere verdiği tavsiyeyi aktarayım: “Mesleğinizi hiçbir zaman kimliğinizle özdeşleştirmeyin. Siz sadece o görevi yerine getiren bir bireysiniz. Örnek vermek gerekir ise; size sorduklarında ben Yöneticiyim demeyin, ben Yöneticilik yapıyorum deyin. Bunun bilincinde olmanız çok önemli”. Kendinizi sadece kendiniz ile özdeşleştirin. O zaman zaten başka bir kimliğe ihtiyacınız kalmıyor. Herşeyden önce bu bilinç ile çalışmak gerek. Nasıl mı? Kendinize, içsel gelişiminizi ve farkındalığınızı artıracak zamanı yaratarak. Lütfen işinizi her zaman iyi yapın ama “işiniz” olmayın.
İkinci tuzak, yani işyerinde çalışan meslekdaşlarınızı ikinci aileniz gibi görme olgusu… İş hayatında böyle bir yükü kimseye yüklemeyin. Kaldırmak zorunda değiller.
Üçüncü tuzak ile ilgili kısaca şunu söyleyebilirim: Yaralanan egonuzun sizi hayata küstürmesine izin vermeyin. Bu yüzden iş hayatını bırakan ya da maddi manevi kayıplara uğrayan çok değerli insanları tanıyorum. Sonuç: Tavşan dağa küsmüş, dağın haberi olmamış.
İşten ayrılmış olduğunuz dönemde, şimdi ne yapacağım, bunu hakketmedim, iş bulabilecek miyim gibi zihninizde sürekli dönen endişe dolu sorularının yol açtığı stres ve korkulardan dolayı, bünyenize zarar verme riski taşırsınız. Unutmayın zihin ve vücut birlikte çalışırlar. Negatif düşünceler vücutta stres hormonu olan kortizolun çalışmasına yol açar. Kortizolun sürekli salgılanıyor olması, bağışıklık sistemini zayıflatır, yüksek tansiyon, kötü kolestrolün artması gibi sağlık sorunlarına yol açabilir. Negatif düşünce, sağlık sorununu, sağlık sorunu da daha artan negatif düşünce döngüsünü beraberinde getirir.
Bunu engellemenin en iyi yolu düşüncelerinizi kontrol altına almanızdır. Aklınıza gelen ve kendini tekrar eden her negatif düşünceyi kapatın! Hepsi bu. Kapatın! Düşünmenize izin vermeyin. Negatif düşünceyi her aklınıza geldiğinde kapatmaya devam ettikçe, kaybolduğunu ve yavaş yavaş etkisini yitirdiğini göreceksiniz.
İşten ayrılacağınız haberini aldığınızda, yöneticiniz ile almanız gereken haklar konusunu müzakere edin. Anlaşmaya vardıktan sonra, meslekdaşlarınızla el sıkışarak, onlara teşekkür ederek ve fazla “konuşmadan” mümkün olduğunca çabuk oradan ayrılmaya bakın. Size düşen en önemli görev onurunuzu, kimliğinizi koruyarak, başınız dimdik ayrılmanızdır. Kendinize saygınızı kaybetmenize yol açacak hiçbir şey yapmayın. Bu durumu, bir sonra geçeceğiniz iş yeri için bir basamak, iyi bir fırsat olarak değerlendirin.
Evet sonuç olarak, işten ayrıldığınızda hayatınızda bir boşluk olacaktır. Sakın kendinizi bırakmayın. Günlük programlar yapın, hedefler koyun ve mümkün olduğunca bunlara uyun. CV’nizi güncelleyin, gerekirse bu işi bilen profesyonellere danışarak baştan yazın. CV’nizi danışmanlık firmalarının adreslerine gönderin. Network’ünüzü konudan haberdar edin ve canlı tutun. Meslekdaşlarınızı arayın, onlarla kahve için, öğlen yemeklerine gidin. Kariyer hedeflerinizi yeniden gözden geçirin. Belki de yolunuzu tamamen değiştirip farklı iş alanlarına yönelebilirsiniz. Bu da bir alternatif… Zamanınızı özellikle kendinizi geliştirmek ve güncel tutmak için kullanın, devam etmek istediğiniz konuyla ilgili kitaplar ve makaleler okuyun, araştırma yapın, yürüyüşlere çıkın, ailenize daha fazla zaman ayırın, spor yapın, sergilere, tiyatroya, sinemaya gidin. Yeni girişimlerde bulunun. Ama asla vazgeçmeyin!
Şu motto hep aklınızda olsun.
“Hayat; aksiyon alanı ve çaba göstereni destekler”
Tülay DÖNMEZ


